Peki bu yeni saç dalgalı mı yoksa böyle düz mü daha güzel?

(Göz altlarımın şişliğine bakmayın lütfen, biraz yorgunum galiba)

Sevgili Enharcım beni Mal Varlığı konusunda mimlemiş. İşte benim mal varlığı beyanım :

1. Elim, ayağım, gözüm, kulağım, bütün herşeyim. İsyan ettiğim zamanlarda kendime hatırlattığım en büyük varlığım: sağlığım.

2. Ailem ve eşim. Ayrı yerlere yazmam çok zordu eskiden, artık imkansız.  

3. Yeteneklerim. Yanlış anlaşılmasın bu kendini övme falan değil her gün şükrettiğim birşey. İyi ki tasarlayabiliyorum, iyi ki çizebiliyorum, iyi ki dikebiliyorum.

4. Maddi olarak en büyük mal varlığım da 3 senelik çalışma hayatımda hakikaten her kuruşunu kendim ödeyerek sahip olduğum minik arabam. Bir de tabi küçük ayakkabı koleksiyonum.

5. Fotoğraflar. Hatıralarıma biraz düşkün bir insanım sanırım. Eve de acilen fotoğrafları yerleştirmem lazım, hem de çok acil.

6. Şarkı sözleri. Beynimin sanırım %80 ini falan oluşturuyorlar. 10-15 sene önceki hit şarkıları bile hala takılmadan söyleyebiliyorum, çok ilginç. Bu yüzden de hafızam zayıf sanırım, yer kalmadı hard disk te :))

Hep isteyen yazsın derdim ama bugün ben de mimliyorum :

kadınca blog Esra ve Nazo mimlendiniz…

ta daaam

 Geçen yazımda yaptığım değişikliği herkes tahmin etmiş ama çoğunlukla yalnızca tek işlemini bilmiş. Saçımı hem kestirdim hem rengini değiştirdim.

O cansız, sönük, kötü saçlarımdan kurtuldum!

Düğün için gerekli diye yaklaşık iki senedir bir cm bile kestirmiyordum saçımı, düğün bitti ve soluğu Elçinciğimin annesinin dükkanında aldım. Sağolsunlar çok güzel bir saç yaptılar. Fönlü daha güzel duruyor tabi ama bu hali daha doğal. İki bigudiyle yarım saate ihtiyacım var sadece.

Bu saçın bir adı yok sanırım, bob yani küt saç pek değil, arada katlar var. Ana rengi benim kendi saç rengime çok yakın, röfleler ise platin rengi. Yalnız ilk defa röfle atılırken saçım turuncu olmadı. Koyu renk saçlılar bilir kuaförler saçı açarken turunculaşmanın genelde önüne geçilemez. Ama benimkinde olmadı ilk defa.

Çok mutluyum yeni saçlarımla. Yıkaması kolay, kurutması kolay, şekil vermesi kolay.

Oh be, dünya varmış…

Antalya the Marmara

Balayında kalacağımız oteli seçerken önce yeri seçtik, yani Antalya. Hatırlayanlarınız vardır, Kıbrıs ve Antalya arasında kalmıştım. Antalya’da da mevsim itibariyle denize girme ihtimalimizin düşük olduğunu bildiğimiz için hem merkeze yakın olan, hem de “herşey dahil” gibi bir sistemle bizi sınırlamayacak bir yer olsun istedik. Sonuçta eleye eleye Lara’ da bulunan The Marmara’ya karar verdik. Tabi bu kararda, Berk’ in otellere bilgisayar programı satışı işinde çalışan abisinin bizim için çok büyük bir indirim (3te biri kadar) yaptırması da etkili oldu :))

Mimar olmamdan dolayı otelle ilgili biraz bilgiye sahiptim. Bu otelin özelliği ana binada konumlanmış 208 odasından başka ayrı bir binadaki 24 odanın dönmesi. (Fotoğrafta öndeki küçük blok, dönen kütle; arkadaki ana kütle) Bizim kaldığımız sürede bina kendi etrafında dönüşünü 7 saatte tamamlıyordu. Dönen odalardayken binanın döndüğünü hissetmiyorsunuz çünkü kütle dönme hızına oranla çok küçük, çok yavaş dönüyor. Yalnız tabi şu ilginç: bir sabah ana binaya bakarak uyanırken ertesi sabah deniz manzarasıyla uyanıyorsunuz. Dönen oda tasarlamak tabi mimarı oda manzarası kaygısından da kurtarmış oluyor. Çünkü bütün odalar aynı saatte olmasa bile illa ki günün bir saatinde denize bakıyor.

Otelde genel olarak cephe mimarisinden çok iç mimariye ve detaylara önem verilmiş. Beyazın içinde canlı renkler, değişik aydınlatma teknikleri, akla gelmeyecek malzemelerden dekoratif süslemeler… Özellikle odada küvetin duvarında kullanılan üç çalı süpürgesi oldukça eğlenceli bir hava katmıştı. Bir de benim en çok dikkatimi çeken otelin kendine has bir damgasının olması ve bu damganın havlulara desen olarak, lavanta kesesinin üzerine, tuvalet kağıdına ve odadaki peçetelere damga olarak, restaurantında peçetelerde yaldız baskı olarak kullanılmasıydı. Kısacası günlük detayların tasarlanan mimariyle uyum içinde işlemesini başarmışlar. Bu genelde zor birşeydir: mimar tasarlar, hatta en ince ayrıntıları imalat sırasında başında durur, yaptırır. Ama faaliyete geçince tasarlanandan tamamen farklı yönde bir işleyiş olur çoğu zaman. Ama dediğim gibi burada sanki herşey proje aşamasında planlanan şekilde işliyordu.

Neyse çok dağıttım konuyu :)) işte dönen oda ve balayı çiftine yapılan ikram. (bu arada şarabı içemedik; küçücük bir tirbüşon getirmişler mantarı sıkıştı, çıkartamadık.)

Bunlar da odadan bir manzara ve falezlerden deniz.

(Bu arada yalnızca bir gün deniz kenarına indik. Diğer günler hava o kadar sıcak değildi. Ben denize girmeye yeltendim ama çok soğuktu, sadece güneşlenmekle yetindim. Berk daha cengaver çıktı, o girdi.)

Ve otelin restaurantı, lobisi, toplanma mekanı, adı da : Tuti. Lobide de en dikkat çeken şey ortada bulunan her kolonun farklı bir şey için kullanılıyor olmasıydı. Şöyle ki: en soldakine tırmanma duvarı yapmışlar, tırmanma antrenmanı için kullanılıyordu. Yanındakine bir sürü çerçevede fotoğraf asmışlardı. Onun yanındakini tavana kadar kitaplık yapmışlardı. Ortadaki iki tanenin ortasına iki tane salıncak asmışlardı. Onun yanındakini beyaza boyayıp bırakmışlar, her gelen oraya yazı yazmış, yazı duvarı olmuştu. (biz yazmayı unuttuk) Onun yanındaki kolonu Türk köy evi gibi yapıp her tarafından kuru bakliyatlar sarkıtmışlardı. En sağdaki kolonu ise tavana kadar yer yer minik ahşap raflarla donatıp raflara kavanozlar koymuşlardı.

Uzun bir aradan sonra herkese merhabalar.

Tebriklerini esirgemeyen, bana ve Eda’ ya yorum bırakan-bırakmayan herkese çok teşekkürler. Bu yazımı yeni evimden yazıyor olmam çok garip, alışmak için bir süreye ihtiyacım olacak sanırım.

Cuma öğleden sonra balayından döndük. Haftasonu ise evdeki eksik kalan işleri tamamladık, anneleri-babaları ziyarete gittik. Özellikle annemlerin evine evli olarak gitmek çok garip geldi. Yemek yiyip Berk’le kendi evimize dönmek. Herşey farklı, herşeye alışmak lazım. Ama insan istediği gibi olunca herşey çok mutlu oluyor. Kendi düzenini, kendi yaşantısını yaratmak hem zor hem de çok zevkli. Bu haftayı yerleşmek ve düzeni kurmakla geçireceğim sanırım.

Düğün fotoğraflarını henüz almadık fotoğrafçıdan ama bendeki iki pozu hemen yayınlıyorum. Detaylar daha sonra gelecek.

not : bu arada uzun zamandır istediğim bir değişiklik yaptım kendimde, acaba ne :))